10 Ocak 2008 Perşembe

insanlar

11 Oca. 08

Bugün aslında anlatacak biraz bir şeyim var dünkü kadar boş değilim en azından dün yaşadığım somut bir olay var elimde beni şok eden. Onu anlatmayacağım da sonuçlarına bir bakalım:

İnsanlara nasıl davranacağımı hiçbir zaman bilmedim ve öğrenemedim. Bir zamanlar çok sevdiğim insanlarla şu an hiçbir şey paylaşamıyorum ya da çok az şey paylaşabiliyorum. Onlar da değişti ben de değiştim. Hayatlarımız ayrıldı farklı şeyler yaşıyoruz. Çok az şeyler paylaşmamıza rağmen kopamadık, bir şekilde birbirimizin hayatlarına müdahale etmeye devam ediyoruz. Aslında eskisini yenisini bir kenara bırakayım, şu anda da bir şekilde birileri var etrafımda.

İnsanlar demişken aklıma şey takıldı: biz birbirimize ne kadar bağlıyız? Ben annemden ne kadar bağımsızım, babamdan ne kadar bağımsızım/bağımsız mıyım, değilim bence. Hadi onlarla dayatılmış ilişkiler var peki şu meşhur sokakta yürüyen adamdan ne kadar bağımsızım/bağımsız mıyım, değilim bence.

Özgürlük nedir diye sormadan, hiçbirimiz özgür değiliz, diye koskocaman bir önerme attığımda ortaya kim bilir kaç tane filozof kalkıp bana argüman üretmeye çalışır? Eğer ben bugün dışarıya istediğim kıyafeti giyip çıkamıyorsam, eğer istediğimi giydiğimde üzerimde belli kaygılar taşıyorsam, eğer ben bugün istediğim şeyi söylemekten, sırf aman bütünden ayrışmayayım ya da yeri değil şimdi tepki almayayım diye kaçıyorsam, demek ki var birilerinin kontrolü üzerimde.

Tanrıyı (absolute perfectness olarak varsayıyorum) yok saydığımda özgürleştiğimi zannetmiştim ama öyle değilmiş meğer. Doğanın sınırları ve sınırlayıcıları içinde tanımlanan bir özgürlüğe bile ulaşamadım çünkü insan sosyal bir varlık olarak kabul ediliyor ve sosyalleştiği alanda kendine özgürlüğünü kısıtlayan yeni sınırlar çiziyor. (Burada yeni bir soru var; insanın sosyal olması doğa dışı mıdır? Kadın - erkek ilişkileri, etnik kimlik- devlet ilişkileri gibi ilişkiler sosyalleşmenin getirdiği ve özgürlüğün sınırlarını yeniden belirleyen ilişkiler. Ben bu ilişkilerin dışındayım dediğinde bile bir taraftan sen o meşhur çemberin içindesin.

Emperyalizme karşıysan, o zaman yemek yeme mesela, hangi ürün emperyalizmin sınırlarının dışında? Ya daa milliyetçiliğe karşıysan hadi bakalım, nüfus cüzdanını çöpe at, atabilir misin, at bakalım n’oluyor? Olmadı en basitinden, devlete karşıysan bile devletin içindesin.

E bunları hepimiz biliyoruz zaten, kurtuluşumuz yok, ama daha küçük ilişkileri düşünelim asıl beni onlar korkutuyor. Bir arkadaşından nasıl kurtulabilirsin? Hoppala neden kurtulmak isteyeyim ki? Hayır, kurtulmak derken artık bir şey yaparken ona danışmaktan sıkıldın, ya da sana kelek attı diyelim. N’aparsan hayatından çıkar hele sürekli aynı ortamda bulunmak zorundaysan. Çoğumuzun yaptığı görmezden gelmek olsa da onu yaparak da o insandan bağımsızlaşmıyoruz/kurtulmuyoruz ki…

Böyle böyle bu gibi durumlarla etrafındaki insanlar çoğalınca n’aparsın? Yalnızlığını, kendini dinle dur o zaman, kim anlar ki seni kim dinler, hoş zaten kimsenin dinlemesini de istemezsin ama… Neyse…

Keşke dünya ipini koparanın geldiği bir yer olsa…

Hiç yorum yok: