9 Ocak 2008 Çarşamba

“Bugün Kendimi Kuru Yapraklarla Kaplı Çıkmaz Bir Sokağa Benzetiyorum…”

Aslında anlatacak çok şeyim var, ama neyi nasıl anlatacağımı, nerden başlayacağımı hiç bilemiyorum. Kendi yaşadıklarımızın yanında çevremizdeki insanların yaşadıkları ve onların anlattıkları da eklenince söyleyecek o kadar çok sözümüz oluyor ki…

Hayat nedir? Gibi bir basit bir soruyu cevaplayabilir misiniz? Sadece benim yaşadıklarım mı benim hayatım? Yoksa hepimiz bütün bir hayatın bir parçası mıyız? Bir hayat hikâyesi anlattığımızda, o ne kadar bireysel ya da ne kadar bütün olur? Neleri bu hikâyenin içine katabiliriz, neleri ‘hayır yaşamadım/yaşamadık’ diyerek atabiliriz, ya da atabilir miyiz? Hayatımız dediğimiz şey ne kadar bizim, ya da bizim mi? Yoksa çoğumuzun bir türlü içinden çıkıp tanımlayamadığı bir tanrının mı, ya da başka birinin başka bir şeyin mi?

Neden yaşıyoruz? Neden bir sürü şeye ihtiyaç duyuyoruz; kim, niye, neyin çabasında, hayat mücadelesi ne demek, hayatı bile tanımlayamazken neyle mücadele ediyoruz ya da edebiliyor muyuz, örneğin ölüme karşı kim ne yapabilir? Yoksa mücadele etmiyor muyuz, yaşamaktan bıktık, sadece dünyada takılıyor muyuz, yoksa yaşam bir mücadele değil mi?

Bu kadar soruyu neden sorduğumu bile bilmiyorum, her şey o kadar anlamsız geliyor ki son günlerde, neyi neden yaptığımı/yapmadığımı bilmiyorum. O kadar hızlı bir hayat yaşarken, her akşam yattığımda yarın yapacağım bir sürü şey olacağını bilirken, bir anlık düştüğüm bu boşluk niye? Örneğin bu yazıyı neden yazıyorum, neden dersi geçmek okulu bitirmek, büyük insan olmak, bir geleceğe sahip olmak vs vs.. sürekli istiyorum ya da istemiyorum? Neden sıkılıyorum, seviniyorum, gülüyorum, üzülüyorum, çabalıyorum ya da esgeçiyorum? Sonunu şu an sadece ölüm olarak görebilmek, gerisinden emin olamamak beni korkutuyor, eğer yok olacaksam, yaşamın anlamı nerede?

İllaki bir anlamı olması gerekmiyor tabi ki, ama şu yaşadıklarım/yaşadıklarımız beni sürekli bir çıkmaza sürüklüyor. Bir yanda barlarda diskolarda coşan, bir yanda savaşta oraya buraya koşan insanlar... Bir yanda güzel binalar evler, bir yanda depremler, seller… Bir gün gülen ağlayan bir ben, yarın belki cansız bir beden…

Bir labirentte yolumu bulmaya çalışır gibiyim ama içinde bulunduğum bir labirent değil her tarafı kapalı bir kutu sanki. Bazen zayıf bir yerinden delik açmaya çalışıyorum ama ya sanki biri gelip kutuyu deviriyor ya da ben sarsılıyorum tam içinden çıkacakken.

Çok yorgun hissediyorum kendimi yazı yazmaya devam edemeyecek kadar yorgun, ama bakıyorum önümde başka seçenek yok. Diyelim yazmadım, eee sonra? Diyelim yarın okula da gitmedim, yemek yiyip su da içmeyeyim bari oldu olacak. Ama bunun sonu yok ki, bir şeyler yapmak zorundayım. Ölsem ne olacağını bilemiyorum bunu da yapamam, öyleyse yaşamalıyım ama nasıl? Herhalde yaşarken öğreneceğiz…

Hiç yorum yok: